Türklerde yıkanma işi hayrete değer. Pariste ancak yarım yüzyıldan beri birkaç banyo var.Londra,Berlin,Viyana gibi şehirlerde o da yok.Bugün bir Avrupa en fakir bir Türk köylüsü kadar temizlik kurlarına uymaz.
Bu satırları Dr. A.Brayer’in 1836 yılında basılan, " Neuf Annes a Constantinople" adlı eserinden okuyoruz.
Evet Avrupa'nın temizliği ,hele hele yıkanmayı Türkler'den öğrendiği bir gerçektir.Yüzlerce yıl bonca Türkiye'ye gelen gezginlerin, Türk'ün temizliğini anlatması yazması sonunda etkisini göstermiş ve Avrupalı nihayet suya sabuna dokunmaya karar vermiştir. Aslında, Batı dünyası, oldum olası pislik içinde yüzüyor değildi. Avrupa'nın dillere destan pisliği Rönesans'la birlikte başlamıştır. Nedense genellikle Ortaçağ'ın Avrupa'nın en pis dönemi olduğu sanılır,halbuki bin yıl süren Ortaçağ boyunca da zaman zaman emizliğe büyük önem verilmiştir.
ORTAÇAĞ AVRUPASI’NDA UTANMA YOKTU
Ortaçağın bir başka özelliği de, Avrupalılar arasında bizim anladığımız şekilde bir utanma duygusunun lmamasıydı.Varlıklı kimseler, yataktan kalkar kalkmaz, hizmetçilerinin hazırladığı, içi su dolu fıçıya girerek yıkanırdı. Kadınların verlığı onları rahatsız etmezdi.Bazı yazarlar utanma duygusunun Orta çağ'dan sonra ortaya çıktığını belirtiyorlar.
Yemekten önce de, el yıkamak adetti, buna özellikle dikkat edilirdi; çünkü çatal henüz icat edilmemişti.
Ortaçağ Avrupasının adetlerinden biri de çırılçıplak yatmaktı. Derebeyi olsun, köylü olsun, hanım olsun, hizmetçi olsun, herlkes çıplak yatar ve sabahleyin de kalkar kalkmaz kendisini su dolu fıçıya atardı.
Avrupalıların o devirden başlayan akmayan suda yıkanma usulü günümüze kadar devam edip gelmiştir. Biz Türklerin her devirde şaştığımız bir şey olmuştur bu akmayan suda banyo yıkanma işi. Bugün de Avrupalılar, Amerikalılar banyo küvetini doldurup içine girer, lavaboyu kapatıp içine doldurduğu suyla elini, yüzünü yıkar. Bizim anlayışımıza göre bu, tek kelimeyle pislikten ibarettir.Türk, yüzyıllar boyunca ancak akar su ile yıkanınca temizlendiğine inanmıştır.Buna mukabil İranlılar Avrupalılar gibi akmayan suyla yıkanır; Araplar ve Pakistanlılar da pek seyrek yıkanırlar.
RÖNESANS DEMEK, PİSLİK DEMEK!
Rönesans'ta Avrualıların temizlik durumu tamamen tersine dönmüş insanlar daha önceki yüzyıllara göre daha pasaklı olmuş, bu durum 19.y.y,ın başlarına kadar sürmüştür.Yıkanma unutuldu halka açık banyolar kapatıldığı gibi evlerde bu iş için ayrılan yerler de başka işlerde kulanılmaya başlandı. Çatal daha icat edilmemesine rağmen yemekten önce el yıkama adeti bile ortadan kalkıtı.
Yıkanma unutulduğu sürece pislik attı, pislik arttıkça kötü kokular da çoğaldı. Bunun üzerine Avrupalı yıkanıp temizleneceğini düşüneceğine, parfüm imalini bir endüstri haline getirdi.
TÜRKLER HER MİLLETTEN DAHA TEMİZDİ!...
Türkler Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’yu ele geçirdikleri zaman, Bizans Hamamlarını bazı değişiklikler yaparak halka açık olarak kullandılar. Konya, Kayseri, Alanya gibi önemli şehirlerde halk için hamamlar inşa ettiler.
Osmanlılar, sağladıkları imkanlar sayesinde temizliğe en büyük önemi verdiler.Bursa’nın başkent olması , Türk’ün su zevkini, temizlik zevkini doruk noktasına ulaştırdı.
Daha sonra Edirne ve İstanbul’da açılan hamamlar görülmeye değerdi.II. Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra, burada Ağahamamı, Ebuvefa Hamamı, Çukur Hamam gibi büyük hamamlar yaptırdı. Busra ise bu dönemde büsbütün ular şehri haline geldi.
XVI. Yüzyılın balarından itibaren Avrupalıların Türkiye’ye gidip gelmesi sıklaştı.Bunlar arasında eli kalem tutanlar her fırsatta gördükleri harikulade şeyleri anlatmaktan geri kalmıyorlardı. Bassano da Zara; Pierre Balon; , Paolo Giovio bunlardan bazılarıydı.
AVRUPA’DA HAYATINDA İKİ DEFA YIKANAN İNSAN SAYISI ÇOK AZDI
Kanuni Döneminde İstanbul’a gelmiş olan bir İspanyol gezgininin yazdıkları Avrupa’nın temizlik anlayışını açıkça dile getiriyor.
“ Türkler. Biz Hıristiyanların pis olduğunu ileri sürüyor. Halbuki yıkanmak zararlıdır. İspanyada hayatı boyunca iki defa yıkanmış erkek ve kadın yoktur. Yıkanmanın pek çok kişiye zararlı olduğu görülmüştür.Hele biz Hıristiyanlar, alışık olmadığımız için bize gelmez.”
XVII. Yüzılda Türkiye’ye gelmiş bir yazar, Grelot ise bu konuda 160’de yayınladığı kiabında şunları söylüyor.
“Türkler, yıkanmada mübalağaya kaçarlar; bu kadar sık yıkanmasalar, muhakkak ki daha az hasta olurlar. Hemen her gün yıkandıkları için de beyinleri sulanmaktadır.Ne var ki Türklerin umumi helaları da çok temizdir. Bizdeki gibi mabetlerin civarına ve duvarların dibine küçük ya da büyük abdest bozanlarını hiç görmedim. ..Esasen bu temizlik Türklere mahsustur. Diğer Müslümanlarda yoktur. Mesela Kahire’de çok pislik gördüm…Türklerin kendi yemek takımları ayrı,kedilere ve köpeklere yiyecek verdikleri kaplar ayrıdır.Köpekler, bizdeki gibi, insanın tabağında arta kalanı aynı tabaktan yemez. Türkler bu adetimize çok sinirleniyor; hatta sırf bu yüzden bize’köpek’ diyenleri bile işittim.”
|